Ekim 21, 2007

rakım buzsuz olsun

Oldu mu rakının yanında güzel bir beyaz peynir olacak. Yoksa içilmez bu meret. Kavunda gider, şalgamda, diğer mezelerde. Lakin çerez ve iki beyazın çarpışması yeter.
hooopp, hadi afiyet olsun

Kasım 21, 2006

Can efendinin maceraları

Minnacıktı. Yazmak için ellerim gitti geldi. Ama beklemek istedim. Biraz daha toparlanmasını ve tepkiler vermesini. Maşallah ki güzel günlere geldik. İnşallah bundan sonrada böyle devam ederiz.

Daha geliyorum demeden çıkmış gelmişti. Gece yarısı gelen telefonla aldık haberi. Tamda tansiyon ölçerken. Sinirler altüst vaziyetteyken.Telefondaki ses ozandı. Doğum başladı diyordu. Önce ozandı. Sonra bir sesti sadece. Doğum başladı hastanedeyiz diyordu. Ama beynim sanki oyun oynuyor gibi olmuştum. Kulağımda ses bir kere, beynimde ise birçok kez duydum. "Doğum başladı" "Doğum başladı"...O sırada ne kadar hızlı çalışıyordu acaba...iki kelimeyi duyarken aklımdan geçen onca şeyin sayısı neydi acaba? ne zaman olacaktı da şimdi oluyor bu doğum, ee erken doğumsa sevgili orsenimin ve bebişinin sağlığı nasıldı, hangi yoldan en hızlı giderdim, karıcımın sağlık durumu gitmesine müsaitmiydi, e onu bırakıp gidemezdim de, ama gittiğim yer hastaneydi nasılsa birşey olmazdı, neye ihtiyaçları vardı, hangi ilaçları almalıydım yanıma, kamerayı unutmamalıydım, acaba annemler gitti mi onları da alıp mı gitmeliyim gittilerse panik olmasınlar pasiflora'yı alayım, para çekmelimiyim, şarj aletleri nerde...vs vs....öffffffffffffffffffff.....

Neyseki toparlandık ve hemen çıktık. Önce Aksoy hastanesine uğramıştık yolda gelen telefon üzerine...Orada aldğımız haber o ana kadarki soğuk kanlılığımı bozdu. Kanaması vardı acil ameliyata alınması gerekiyor demişlerdi, vah orsenim dedim içimden. yine acelecisin yine animasyon peşindesi. Yine duyduğum bu cümleden sonra söyledikleri sözler, çok sonra hatıralarımdaki yerini almıştı. Çünkü o an ne söyledikleri önemli değildi. Bir an önce ulaşmalıydım o hastaneye.

Vardığımızda herkes telaşlıydı. Panik havası hakimdi. İlk bilgileri aldığımda annemin yüzü dikkatimi çekmişti. Kızarmıştı yine yüzü. Belli ki heyecandan ve panikten ne yapacağını bilemiyordu. İlk işim yanımızda getirdiğimiz ilk yardım çantasından herkese birer ikişer kaşık pasiflora içirmek olmuştu. Şimdi sıra beklemeye gelmişti. Ancak ozan neredeydi? Hah tamam ameliathanede olmalıydı. Hemen indim. Attığı voltalar hala gözümün önünde. Tak tak tak...İşten çıkmış gelmiş ve yorgunluk ile gerginlik karışmış yüzü bir sürü şey anlatıyordu. Sustum...Bekleme zamanıydı...Bekledik. İçerden gelecek o güzel haberler için dualar ettim içimden...Sonra doktorlar yavaş yavaş çıkıyorlardı. Sonunda sorabildik. "İyiler" dedi doktor. Eee nerdeler peki yahu? hala bekliyoruz? Bugün için kısacık olan dakikalar belkide günler olmuştu o an için. Sonunda canımız küveziyle belirdi. Minicikti. Elleri ayakları rengi hepsi yerli yerindeydi. Çok şükür dedik. Birden Hıçkırık seslerinin çınladığını farkettim kulaklarımda. Eee babanın gerginliği yaydan çıkan ok gibi süzülüyordu yanaklarında. Stresi atmıştı.

Yine bize günler gibi gelen bekleme zamanı devam etmeye başlamıştı. Orsenim nerdeydi? Hadi ama yeter diyorduk. Ayılması ve dikişlerin zaman aldığını sanki hiç bilmiyormuş gibi sabırsızlanıyorduk. Ama duymak istediğimiz "bir problem yok" lafıydı. O da geldi sonunda. Çıktılar ve sağlıklıydılar. Benim Can'ım biraz nefes alma problemi çekiyordu ama olsun. Geçecekti. Buna inanıyordum, dualarım hep bu yöndeydi, yoğun bakım odasından içeri sürekli duları gönderiyordum. Doğumhaneden sonra kaç gün boyunca sadece kameradan görebildik hatırlamıyorum bile. Ama maşallah sağlığı yerine dönmüştü. Eşek herif nasılda korkutmuştu bizi...

Şimdi ise karakterlenmeye başladı. Ailede de iki taraflıda sıkıntılı adam, sefa pez.gi veya ne bileyim sinirli bir adamda yok ki..Ama sanki bu adam böyle biri olacak gibi görünüyor. :)

Zaman değiştiriyor bir çok şeyi. Hatıralarda hep tatlı ve güzel anılar kalıyor. Bu yaşananların stresi bile şimdi o kadar kötü gelmiyor. Çünkü artık gülücükler atan dünya tatlısı (maşallah deyin) bir yeğenim var. Rüyalarımda benimle de konuşuyor hemde. Dayı diyor. Yıllardır duymayı hasretle beklediğim kelimeyi. İnşallah bundan sonrada yıllar boyu duymayı arzuladığım kelimeyi...Tahminimce dayısı onu çok şımartacak, şimdiden söylemek istedim. Ama önce annesi babası iyicene baksınlar ona üşütmesinler iyi beslesinler... :))

Patlıyor kaçınnnnn

Yapmayı isteyipte yapamıyorsun ya. Seni bağlıyor ya hayatta bir sürü şey. Daha sinir bişey olamaz derken geldi ve bir çok halime şükrettirdi. Bel fıtığımdan bahsediyorum. Yıllarda sönmüş yanardağ gibi sessizce bekleyen, sonra keyif aldığım şeyleri yapmaya çalışırken hafif hafif homurdanmaya başlayan ve ardından da "aa yeter bunca suskunluk" dercesine patlayan fıtığım. Oysa seninle 12 senedir gül gibi yaşamıyormuyduk. İkimizde isteklerimize makul ölçülerde evet demiyormuyduk. Mutlu bir beraberlikti bizimkisi. Ama araya giren kıskançlık yada hassasiyet durumları bozdu bu ilişkiyi. Direk motosiklete bağlamak istemiyorum. Çünkü o olsa olsa yanardağın tepesindeki tozu süpürmüştür. Asıl olan tüm gün güneş altında olmayı bekleyen bir karpuz gibi bir koltuğa yapışmak, ondan dakikalarca, saatlerce kopamamak. Yemek tuvalet ihtiyacıda olmasa 10 saatlik bir oturma olacak bu. Önce kasların hamlıyor, kemiklerinin tutanacak dalı kalmıyor ve artık tamam çökme vakti geldi diyorlar herhalde. Tıbbi açıklaması başka olabilir ama aslında söylemek istedikleri budur herhalde "lomber lordozda protrüzyon" derken.

Sürekli aynı şeyleri yapmak, patlar derecesinde stres yaşamak filandan sıkılmışken belkide bu bana verilmiş bir dersti ve ben bunu evde kollarımın bacak yerine geçtiği günlerimde anladım. Hareket edemeden, yatarken bir taraftan digerine dönemezken. Sonuçta anladım kıymetini. Peki şimdi ne mi oluyor? Haberleri seyrediyorum. işte özetler : saat 19:00. Ana Haber bülteninde karşınızdayız. L5-S1 Disk bölgesinde bulunan yanardağ patladı. Tesellimiz büyük yaralanmalar olmaması. Enkaz kaldırma ve kurtarma çalışmaları sürüyor.

Haziran 05, 2006

Motosiklete binmeyin sakın.


Ben ise size bir motosiklet binicisi olarak seslenmek istiyorum. Malumunuz üzere yaz geldi ortalıkta motosikletler yollara parklarından çıkarak dahil oldu. Ama eskiden olduğu gibi artık motosiklete binmenin tadı kalmadı. Ben motosiklete binerek açıkçası hem kendi adıma, hem devletim ve milletim adına bir fayda sağladığımı düşünüyorum.
Kendi adıma olan kısmını fazla söylemeye gerek yok aslında, zaman, yakıt!, otopark kolaylığı,maddi faydalar vs.
Devlet / millet adına ise, trafiği engellememek, devletin trilyonlar dökerek yaptığı yolunu iki teker olması sebebiyle daha az aşındırmak ve benzini daha efektif kullanmak vs gibi bir sürü konu eklenebilir.

Peki ya bize devletin bakışı nasıl? ÖTV'i arttırmak, köprüden araba fiyatına geçmek, (hadi para ile geçiyoruz da, OGS bile alamıyoruz ve arabalarımızın ki ile geçiyoruz), vergilerinin yine en az araba kadar olması eklenebilir. Şimdi şunu soruyorum kendi kendime. Bir çok kişinin çok gelişmiş bir davranış olduğunu düşündüğü şehir yaşamında motosiklete sahip olmak, birileri tarafından istenmiyor mu da acaba diyorum zorluklar ardı arkasına geliyor. Özellikle ÖTV nin tam motosiklet fuarına denk getirilmesi bir rastlantı olabilir mi? Yoksa yine "ohh bir sürü kişi şimdi fuardan motor alır elinizi acele tutun beyler buradan iyi gelir alırız" mantığı mıdır? Yada arabaların pabuçlarının bir nevi dama atılacak olması, yada benzin tüketiminin azalacak olması mı? Bunlar rantların kaybolması manasına mı geliyor yoksa? Unutulmaması gerekir ki İstanbul'un trafiği ne 3. köprüyle ne de tüp bebeği ile çözülür. Trafiğe tek çözüm bilinçli motosiklet kullanımıdır.

Mayıs 05, 2006

Yazık

Herkeste bir güvensizlik ve bencillik var bugünlerde. Yardımlaşma ve dayanışma adına bişey kalmamış. Eskiden böyle degildik bizler. Daha duyarli daha sevimli daha guleryuzluyduk. Bunu tek bir nedene baglayabiliyorum. Globallesen ekonomilerin farklı kültürleri ortadan kaldirip tek tip insana, yani bencilligi, yani maddiyatciligi, yani insanliga dair ne tip guzellikler varsa onun haricindekileri getirmesi. Bakiyorsunuz birisi karnini doyurmak icin bisey caliyor, bazisi issiz kalmamak evine ekmek goturmek adina gece gunduz calisiyor, kimisi keyfini surecegi yillar geldiginde yipranmisligin etkisi ile zaten keyfini surecek sagligi bulamiyor.

Simdi siz dusunebilirmisiniz ki her sokagin kose basinda bir kutu olsa ve onun icine yardim etmek isteyenler gonlunce paralar biraksa, sonra yine ihtiyac sahipleri ihtiyaci kadarini oradan alip gerisine dokunmasa....Mumkun degil.. Hemen cetelesme hareketi baslar, rant kavgalari, mafyasi (köse basi kutuları mafyası) filan turemeye baslar. İhtiyacım var diyen aman yarinim garanti olsun diye hepsini almaya calisir. Siz daha paranizi o kutuya koyamadan zaten orada bekleyenler belkide kolunuzu parcalayarak savaşa girişir. Yazıktır bu ülke insanını bu hale düşürenlere. Yazıktır sürekli hırsızlığa, gaspa itenlere.

Bu ülkede bu kadar suc işlenmezdi. Geceleri ahşap kapınızı kapatır yatardınız. Artık çelik kapı hemde 14 kilitli ultra kapılar kullanıyoruz. Yazın cam açıp yatardınız, şimdi 4.katta bile cam açık yatılmaz oldu. Arabanın kapısını kitlemek sadece çocuk düşmesin diye yapılırdı. Artık siz kendiniz birileri tarafından düşürülmemek adına kapınızı kitliyorsunuz. bu böyle nereye kadar ilerleyecek bilemiyorum ama birilerinin bunu halletmesi lazım yoksa ne aile kalacak ne de memleket..

Nisan 23, 2006

neler oldu?

Yoğun ve zorlayıcı günler geçirdim ve uzak kaldım yazmaktan. Haa okuyan var mı bilemem. Lakin rahatlatıyor bazı şeyleri burada dile getiriyor olmak. Sonuçta biliyosun ki kimse sana "sus", "hayır", "böyle değil" "ama", "neden" gibi sinir sorular veya sözcükler sarfetmiyor. Sinir var bu aralar üstümde. Belirsizliğin siniri. Neyin belirsizliği derseniz bilmiyorum. Sadece sinirliyim. Küfür edesim, sağa sola sataşasım geliyor. Cuma günümü güzelim Saklıköyde geçirmiş olmakta elektriği atmama yetmedi. Motora binmek biraz rahatlatıyor işte...O kadar. titretince biraz kendime getiriyor herhalde.
Bakalım yine gezmeye başladım yeni yılla birlikte. Antalya yolları taştan kısmetse bu hafta. Birileri bana deseydi ki Antalya senin için sıkıcı bir mekan olacak gülerdim. Senede 3 defa gidiyorum toplantılara katılmaya..Sabah 8 gece 2. Yine gidicem bi aksilik olmazsa...Yine uzak, yine yorucu..Napalım...
öfffffffffffffff...
Hayat boş, bir o kadar kayıplar yaşıyoruz...gece 00.00 olunca insanda bir garip duygular oluşuyor yaw. İyisimi susayım artık.

Mart 23, 2006

Küçükesat / Ankara

EA çıktı plakam, e adı da erkek olduğuna göre esat oldu. Küçük esat. Şimdi kimbilir ne üşüyordur o karanlık ve soguk otoparkta. Acaba onu eve çıkaracak bir vinç sistemi kursam hatun beni kovar mı?

Şubat 22, 2006

Suadiye sahili



A photo by Hurşittin® (Canon IXUS 55)

Suadiye sahili..

A photo by Hursittin®

Yaz geliyoooor...

Uyandığında terlemişsindir. Ama üzerine bir gün önce, gündüzünde şezlong ile bütünleşerek yattığın güneşin, gecesinde belkide zıp zıp zıpladığın yada alkolle demlediğin vücudunun ağırlığı çökmüştür.

Uyanmak ile uyanmamak arasındaki sürekli gelir gidersin. Ama bilirsin ki tatildesindir ve oraya deniz ve güneşin tadını çıkarmaya gitmişsindir. Kalkarsın. Üzerine denize giderken giyeceğin mayo şortunu ve atletini giyersin. Giyerken yine terlersin. Klimada kapalıdır çünkü her an çarpıp tatili zehir edebilir. O sadece akşam üstü denizde kızarttığın vücudunu bir nebze soğutmak üzere açtığın bir alettir. Sonra kahvaltıya gidersin. Kahvaltıda gölgedeysen, serin olur. O serinlikte tüylerinin başkaldırısıyla karşılaşırsın. Ama hoşuna gider. Çayını içersin. Gözlerinin şişliği yavaş yavaş iner. İstanbuldan sonra havanın temizliği çarpar. Kahvaltı ederken doyduğunu hissedersin. Domatesin ve salatalığın serinletici hissiyle beraber o güzel kokusunuda alırsın.

Bir başka oluyor bu yaz sabahları, özellikle tatildeysen. Vücudun salgıladığı hormonlar nedeniyle mutludur. Huzur verir sana. Kendini sağlıklı hissedersin. Deniz ile de demlediğinde tomurcuk etkisi yapar çaya kattığın bir tutam gibi. Güneş tüm sinirini alır götürür. Bir nevi suyun buharlaşması gibi. Onu alır, çevirir, kışın üzerine yağmur olarak yağdırır yeniden yüklenirsin. Ama en azından 5-6 ay o senle degildir.

İncecik giyinirsin. Üzerinde omuzlarını çökertecek kadar kalın şeyler taşımadan. Yeri gelir bir erkek olarak bacaklarında hava alır haftasonlarında. Ne rahattır o sandalet. Keşke hep bununla gezebilsem diye düşünürsün. Dondurma yersin korkmadan. Ihlamur ağaçları ne kadar güzel kokuyormuş dersin eğer şanslıysan ve yakınındalarsa.

İşte budur bana yaz ayının hissettirdikleri. Düşünmek bile içimi kıpraştırır. E artık geliyorda hani. Kısmet olurda görürsek hep beraber yaşayalım bunları. Birde unutmadan, susamda yaz sonu gelecek kısmetse. Bundan sonra karım, ailem, sevdiklerime birde susam eklenecek inşallah. Bundan sonra o da yaz ayı ile ilgili kesin bişeyler ekleyecek hayatımıza, örnek pişik :)))) sevgiler